Tartı; Dost mu Düşman mı?

Davranışçı psikolojinin temel ilkelerinden biridir ödül-ceza sistemi. Kişi sonunda ödül aldığı bir davranışı tekrarlama eğilimi gösterirken, ceza ile karşılaşırsa davranışı tekrarlama sıklığı azalır. Bu sebepten dolayı kilo vermeye çalışırken sık sık tartılmak ilk başta mantıklı gibi gözükebilir. Çünkü düşününce listeye uygun bir şekilde yendiği zaman ertesi sabah tartılıp vücut ağırlığının azaldığını görmek ödül yerine geçer ve diyete devam etmek için motivasyonu artırır. Eğer yenmemesi gereken birşey yendiyse de yine tartılıp kilodaki artışı görmek ceza yerine geçer ve böylece davranış –listeyi bozmak– tekrarlanmaz. Oysa insan hem fizyolojik hem de psikolojik olarak bundan daha karmaşık bir varlık.

 

İlk olarak fiziksel açıdan bakıldığında ne yazık ki kilo sadece ne yendiğine orantılı olarak inip çıkan bir şey değil. Yani uyulması gereken liste bir bir uygulanıp ona rağmen başka çeşitli etkenlerle –su toplanması gibi– ertesi gün kilo aynı veya daha fazla çıkarken liste dışında birşey yenmesine rağmen ertesi gün kilo aynı veya biraz daha düşük bile çıkabilir. Bu da tahmin edersiniz ki ödül-ceza sistemini alt üst eder. “Eğer bu kadar uğraşmama rağmen bir işe yaramayacaksa kendimi neden zorlayayım ki?” veya “Demek arada sırada biraz kaçamak yapabilirmişim, farkeden bir şey olmuyormuş.” gibi düşünceler oluşabilir kişinin kafasında. Oysa bunlar verinin yanlış değerlendirilmesinden doğan düşünceler olduğundan dolayı sonuçları da beklendiği gibi olmayacaktır. Kişi belki de boşu boşuna motivasyonunu kaybedecek veya iyi gidebilecek olan diyetini bir şey olmayacağı fikrine kapılarak bozacaktır.

 

Gelelim tartının takıntı haline gelmesine. Bazen her gün olan tartılma gittikçe günde ikiye, üçe ve daha sonra her yemek yedikten veya su içtikten sonra tartılmaya kadar çıkabilir. Bu bir bakıma yemenin verdiği suçluluk ve rahatsızlık duygusunu rahatlatmak, hissedilen kaygıyı azaltmak için yapılan bir eylemdir. Ancak elbette ki tam tersi bir etki gösterir, çünkü yemek sonrası kişi kilosunda bir artış gözlemler. Böylece olay bir kısır döngüye dönüşür. Tartı bir kaygı azaltma aracı olarak kullanılmamalıdır. Tam tersine hissedilen duygularla yüzleşmek, bu duyguları hissedip kendi doğal azalışına izin vermek gerekir.

 

Önemli olanın tartıda görülen azalma değil, kişinin kendini nasıl hissettiği olduğu unutulmamalıdır. Kilodaki azalmaya takılmak yerine sağlıklı yemenin ve egzersizin vücutta yarattığı değişikliğe ve kazandırdıklarına odaklanmak gerekir. Asıl nokta sizin aynaya baktığınızda kendinizden memnun olmanızdır. Tartıda gördüğümüz aslında sadece bizim rakamlara yüklediğimiz anlamdır. Oysa aynada gördüğümüz kendimiziz! İlk adım bir sayıdansa kendi gözlerimizin içine bakarak kendimi seviyorum ve kendimden nolursa olsun hoşnutum diyebilmektir. Diyet programlarının tek amacı kiloyu azaltmak, incelmek olduğu gibi yanlış bir inanış var. Oysa bu kişinin kendi için attığı bir adımdır, gelişmeye, kendine güvenini artırmaya, sağlıklı olmaya, kendine saygı duymaya, daha enerjik hissetmeye doğru bir adımdır. Tartıya takılıp kalmak bütün bunları göz ardı edip diyeti çok basite indirgemek olur. Sadece kilo vermeye yönelik uygulanan bir programın kişiye daha çok boyutlu yardımcı olma şansını azalttığını hatırlamak gerekir.

Comments are closed.