G. Hamilelik ve Beslenme
Hamilelik bir kadın için çok mutlu olduğu gibi aynı zamanda da zor bir dönemdir. Hamile kadın bir yandan bebek sahibi olmanın heyecanı ve sevincini yaşarken bir yandan da vücudunda meydana gelen birçok değişiklikle karşı karşıya kalır. Hiç şüphesiz bu değişiklikler arasında en çekinilen ve kalıcı olacağından korkulanlardan biri alınan kilolardır. Bu endişe özellikle günümüzde anne adayları arasında giderek artmaktadır. Kadının dış görünümüyle ilgili toplumun beklentisi ve baskısı arttıkça, zayıf olmak daha gözde ve moda oldukça kadınlar hamilelikte daha az kilo almak için inanılmaz çaba harcamaya başlamıştır. Kadın doğum uzmanları da bebeğin sağlığını gözeterek daha az kilo alınmasını teşvik etmektedirler.
Buraya kadar bir sorun yokmuş gibi görünse de önemli olan bu “az kilo alma”nın ne şekilde başarıldığıdır. Bunu yapmaya çalışırken sağlıklı beslenme geri plana itiliyor mu? Anne az kilo alırken bebek de mi alması gerekenden az kilo alıyor? Bebek gelişimi için gereken bütün besinleri alıyor mu? Anne hamilelik sonrasında vücudunun çöküntüye uğramaması için gereken bütün besinleri alıyor mu? Bütün bunlar tahmin edeceğiniz gibi bebeğin ve annenin fiziksel sağlığı için önemli. Geçmişteki bir takım araştırmalarda bebeğin doğum sırasındaki sağlığını etkilemesi haricinde, düşük doğum kilosunun hayatının ileriki dönemlerinde diyabet ve kalp hastalıklarına daha eğilimli olmasına neden olduğu da bulunmuştu. Ancak yakın zamanda yapılan bir araştırma bebeğin doğum kilosunun düşük olmasının bir başka zararını daha buldular. Bu durum kişinin sadece fiziksel sağlığını değil, ilerleyen zamanlarda mental sağlığını da etkiliyor.
Kanadalı ve İngiliz araştırmacılar doğumda vücut ağırlığı daha düşük olan kişilerin hayatlarının ilerleyen zamanlarında depresyon ve anksiyetesi olma ihtimalinin daha fazla olduğunu bildirdi. Bebeğin gelişimini etkileyen rahimdeki uygunsuz koşullar beyinde farklılığa yol açıyor olabilir. Araştırmada 1946’da doğan ve 40 yıllık bir araştırmaya katılan 4.600 kişinin kayıtları incelendi. Sadece hafif veya orta depresyon veya anksiyete belirtilerine sahip kişilerin bile mental sağlığı yerinde kişilere göre daha küçük bebekler olduğu bulundu. Araştırmacılar sadece tıbbi kayıtlara baktılar ve herhangi bir muhtemel sebep araştırmadılar. Araştırmada bulunan bir diğer ilginç bulgu da mental sağlığı daha kötü olan kişilerin ilk kez ayağa kalkmak veya yürümek gibi gelişimsel aşamalara da mental sağlığı yerinde olan kişilere göre daha geç ulaşmış olmaları. Ancak araştırmacılar küçük doğmanın illa bir sorun olmadığını, ancak bebeğin küçük olmasının sebebi rahimdeki olumsuz koşullarsa bunun sorun olabileceğini belirttiler.
Doğumda bebeğin kilosunun düşük olması annenin beslenmesinin yanı sıra stres yaşamasıyla da ilgili. Anne stresli olduğu zaman rahme olan kan akışı kısıtlanıyor ve fetüs daha az besin alıyor. Bunun ne anlama geldiğini biliyorsunuz. Sadece iyi beslenmek yeterli değil, anne adaylarının huzurlu, mutlu ve sakin bir hamilelik geçirmeleri önemli. Burada hamile kadınlar kadar yakınlarına da iş düşüyor. Etrafındakilerin 9 ay gibi kısa bir süre için özenli davranmaları ve anne adayını üzmemeye, canını sıkmamaya gayret etmeleri gerekiyor. Hamilelikteki hormon seviyelerinin yarattığı duygu durum dalgalanmaları düşünülürse bu kolay bir iş değil, ama henüz doğmamış bir bebeğin ilerdeki fiziksel ve ruhsal sağlığı için değmez mi?