Archive for the ‘Uncategorized’ Category

Bulimia Nervoza

Tuesday, April 1st, 2008

Bulimia Nervoza’nın en belirgin özelliği tıkınırcasına yeme dönemleridir. Bazı durumlarda kişi bu fazla yeme dönemlerini telafi etmek için kendini kusmaya zorlar; laksatif, diyüretik veya enema kullanır; kendini aç bırakır veya aşırı egzersiz yapar. Bulimiası olan kişiler yeme ataklarını kontrol edemezler ve şişmanlamaktan aşırı derecede korkarlar. Bulimia depresyonla ve başka psikiyatrik hastalıklarla bağlantılıdır ve başka bir yeme bozukluğu olan anoreksiya nervozaya benzer belirtiler gösterir. Bulimiası olan kişilerin vücut ağırlıkları normal ve hatta normalin biraz üstünde olduğundan dolayı bu durumlarını uzun süre saklayabilirler.
Bulimianın belirtileri arasında genelde gizlice olmak üzere tıkınırcasına karbondhidrat açısından zengin yiyecekler yemek, suçluluk ve utanç duygularıyla yeme üzerinde kontrol kaybı, azalıp artan vücut ağırlığı, kabızlık, ishal, mide bulantısı, gaz, karın ağrısı, dehidrasyon, kusarken kanama, düzensiz adet kanamaları veya dönem dönem adet kanamalarında kesilme, diş minelerinde aşınma, ağız kokusu, boğazın tahriş olması veya iltihaplanması, kendini kusmaya zorlamaktan kaynaklanan el üstünde yaralar, özellikle yiyecek çalma eğilimi, depresyon, özellikle alkol olmak üzere madde kullanımı vardır. Bulimia Nervoza’nın iki tipi vardır. Çıkartma olan tip tıkınırcasına yeme dönemlerini telafi etmek için kusan veya laksatif, diyüretik, enema kullanımı olan kişilerdir. Çıkartma olmayan tip ise kilo alımını engellemek için aç kalmak veya aşırı egzersiz yapmak gibi yollara başvuran kişilerdir. Bu iki tip arasındaki çizgi genelde çok keskin değildir ve ikisi birbiriyle çakışabilir. Her iki tipte de belirtiler benzerdir. Diğer belirtiler arasında sürekli diyette olmak, ağrı hissedene veya rahatsız olana kadar yemek, tıkınırcasına yeme episodu sırasında normalden çok daha fazla yemek, saatlerce egzersiz yapmak, sürekli vücut şekli ve ağırlığı ile meşguliyet, aşırı olumsuz bir beden imajı, yemek sırasında ve sonrasında lavaboya gitmek ve yemek biriktirmek vardır.
Tıkınırcasına yeme episodları genelde yalnızken gerçekleşir. Örneğin kişi yalnızken evdeki bütün dolapları boşaltabilir veya tek başına sırayla çeşitli fast food restoranlara giderek buralardan aldıklarını arabada tek başına yiyebilir. Tıkınırcasına yeme episodu bitince çıkarma başlar. Bu kusmak için lavaboya gitmek veya saatlerce sürecek bir egzersiz için yürüyüş bandının üstüne çıkmak anlamına gelebilir.
Bulimiaya biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel olmak üzere çeşitli faktörlerin neden olduğu düşünülmektedir. Bulimia ölüm, anemi, kalp sorunları, diş çürümesi, adet kesilmesi, gastrointestinal sorunlar, kan değerlerinde değişiklikler gibi fiziksel komplikasyonlara yol açabileceğinden dolayı yukarıda bahsedilen belirtilerden şüpheleniliyorsa bir uzmana başvurulmalı ve bulimiası olan kişi uzman aracılığıyla hastalığa sebep olan faktörler üzerine çalışmalıdır. Fiziksel komplikasyonların yanı sıra bulimiası olan kişiler depresyon, anksiyete bozuklukları, intihar, madde ve alkol kötüye kullanımı, aşırı stres ve kendini yaralama davranışları gibi başka psikolojik sorunlarla da karşı karşıya kalabilirler. Bulimiyanın tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım önemlidir. Hem ilaç tedavisi için bir psikiyatriste danışılması, hem bir terapist ile psikoterapiye başlanması, hem olası fiziksel komplikasyonlar için bir doktor muayenesi ve yönlendirmesi hem de sağlıklı beslenme konusunda yönlendirmede bulunacak bir diyetisyene başvurulması gerekir.

Anoreksiya Nervoza

Tuesday, April 1st, 2008

Anoreksiya Nervoza’sı olan kişilerin kendilerini zayıf görmeleri gibi bir durum söz konusu değildir. Tehlikeli olabilecek derecede zayıf olmalarına rağmen aynaya baktıklarında kendilerini şişman görürler. Kendilerine hem fiziksel hem duygusal açıdan ne kadar zarar verdiklerinin farkına varmaksızın diyet yapmaya, kendilerini aç bırakmaya, kusmaya ve aşırı egzersiz yapmaya devam ederler. Anoreksisi olan kişiler bir sorunları olduğunu inkar etseler de aslında anoreksi ciddi ve hatta ölümcül bir yeme bozukluğudur. Ancak uygun tedavi ve destek ile kişinin sağlığına kavuşması mümkündür.

Anoreksiya nervozanın başlıca özelliği şişmanlamaktan mantıksızca korkarak zayıf kalmak için aşırı çaba harcamaktır. Anoreksiyası olan kişiler tehlikeli şekilde düşük olan bir vücut ağırlığına ulaşmak ve bunu korumak için aşırı uçlara giderler. Ancak ne kadar kilo verirlerse versinler bu asla yeterli olmaz. Zayıfladıkça daha da takıntılı hale gelirler.

Anoreksiya en çok ergen kızlar ve genç kadınlar arasında yaygındır. Başlangıç yaşı genelde 13 ila 20 arasındadır. Ancak her yaşta insan, erkekler ve çocuklar da dahil olmak üzere, anoreksiyadan muzdarip olabilirler. Peki sağlıklı bir diyetle anoreksiya birbirinden nasıl ayırt edilir?

Sağlıklı şekilde diyet yapan biri için kilo kaybı sağlığını ve görüntüsünü daha iyi hale getirmenin bir yolu olarak görülürken anorekside bu mutluluğa ulaşma yoludur. Sağlıklı diyette kendine güven sadece vücut ağırlığına bağlı değilken anoreksiyada kendine güven tamamen kiloya ve ne kadar zayıf olunduğuna dayanır. Sağlıklı bir diyet kiloyu kontrol etmeyi hedefler, anoreksiyada ise amaç hayatı ve duyguları kontrol etmektir. Sağlıklı bir diyette kişi sağlıklı bir şekilde kilo vermeye çalışır, anoreksiyada ise tek önemli olan zayıflamaktır, sağlık önemsenmez.

Anoreksiyanın belirtileri nelerdir?

Anoreksiyası olan kişiler genelde bu durumlarını iyi saklarlar, o yüzden fark etmesi kolay olmayabilir. Durumla yüzleştirilmeye çalışıldığında bozuk yeme davranışlarını örtbas etmeye çalışacaklardır. Ancak anoreksiya ilerledikçe belirtiler gittikçe bariz ve inkar edilemez hale gelir.

Aşağıdaki belirtileri okurken bunlara bir bütün olarak bakmak gerektiğini unutmayın.
Herkeste bazı davranışlar belli ölçülerde görülebilir. Örneğin birçok insan yiyeceklerin etiketlerini inceler veya yeme günlüğü tutar, hatta yeme günlüğü tutulması zaman zaman uzmanlar tarafından tavsiye edilebilir ancak bu kişilerin anorektik eğilimleri olduğu anlamına gelmeyebilir. Aşağıda bahsedilen belirtiler aşırıya kaçan hareketleri anlatmaktadır ve kişinin sağlığını tehdit ettiği takdirde “belirti” sayılırlar.

Yeme ve yiyeceğe dair belirtiler
• Zayıf olunmasına rağmen diyet yapmak – oldukça katı bir diyet uygular. Sadece belli düşük kalorili yiyecekleri yer. Karbonhidrat ve yağ gibi “kötü” yiyecekleri yasaklar.
• Kalori, yağ gramajları ve beslenmeyle ilgili takıntılar – yiyeceklerin üzerindeki etiketleri okur, porsiyonları ölçer ve tartar, yeme günlüğü tutar, diyet kitapları okur.
• Yer gibi yapar veya yediğine dair yalan söyler – yemekten kaçınmak için yiyeceği atar, yemekle oynar veya yemeği saklar. Yemekten kaçmak için bahaneler uydurur (öğlen yemeğinde çok yedim veya midem pek iyi değil gibi)
• Yemekle meşguliyet – çok az yer ama sürekli yemek düşünür. Başkaları için yemek pişirebilir, tarif toplayabilir, yemek dergileri okuyabilir veya yemek planları yapabilir.
• Garip veya gizli yiyecek adetleri – başkalarının yanında yemeyi reddeder. Katı, ayinsel yemek yeme şekilleri olabilir (yemeği belli bir şekilde kesmek, çiğneyip tükürmek, sadece belli bir tabakta yemek gibi).

Görüntüye ve beden imgesine dair belirtiler
• Çarpıcı kilo kaybı – tıbbi bir nedeni olmaksızın ani, aşırı kilo kaybı
• Kilosu az olmasına rağmen şişman hissetme – genel olarak kilosunun fazla olmasından veya karnı, kalçası, bacakları gibi belirli bölgelerde fazla yağı olmasından şikayetçi olma
• Beden imgesine aşırı düşkünlük – kilo, vücut şekli ve beden numarası ile ilgili takıntılı olmak. Sık sık tartılmak ve vücut ağırlığındaki küçük değişikler nedeniyle endişelenmek.
• Görüntüsünü katı bir şekilde eleştirmek – ayna önünde kusurlarını arayarak çok vakit geçirir. Her zaman eleştirecek bir şey vardır. Asla yeterince zayıf değillerdir.
• Aşırı zayıf olduğunu inkar eder – düşük vücut ağırlığının bir sorun olduğuna inanmak istemez ama bunu saklamaya çalışabilir (tartılmadan önce bol bol su içer, bol veya kendine büyük gelen kıyafetler giyer)

Boşaltmaya dair belirtiler
• Diyet hapları, laksatif veya diyüretik kullanmak – Su hapları, bitkisel iştah kapatıcılar, reçeteli uyaranlar ve benzeri ilaçların kilo kaybı için kötüye kullanımı
• Yedikten sonra kusmak – Öğünlerden sonra sıklıkla ortadan kaybolur veya lavaboya gider. Kusma sesini bastırmak için musluğu açabilir veya nane kokabilir.
• Zorlayıcı şekilde egzersiz yapmak – Kalori yakmayı hedefleyen oldukça zorlayıcı bir egzersiz programı uygular. Yaralansa da, hastalansa da, hava koşulları uygunsuz olsa da egzersize devam eder. Tıkındıktan veya “kötü” bir şey yedikten sonra daha da çok egzersiz yapar.

Anoreksiyanın ilk fiziksel belirtileri ve etkileri arasında mensturasyonun kesilmesi, enerji kaybı ve yorgunluk, sürekli üşüme, kuru, sarı bir cilt, kabızlık ve karın ağrısı, uykusuzluk, baş dönmesi, bayılma ve baş ağrıları, tüm vücut ve yüzde ince tüylerin çıkması vardır.

Eğer bu yazıyı okurken kendinize veya tanıdığınız bir kişiye dair kafanızda soru işaretleri oluştuysa hemen bir uzmana başvurun. Her hastalıkta olduğu gibi Anoreksiya Nervoza’da da mümkün olan en çabuk müdahalenin daha iyi sonuçlar vereceğini unutmayın. Her ne kadar ölümcül olsa da iyileşmeyen bir hastalık olmadığını unutmayın. Ancak iyileşmenin yolu yardım almaktan geçer!

Tartı; Dost mu Düşman mı?

Tuesday, April 1st, 2008

Davranışçı psikolojinin temel ilkelerinden biridir ödül-ceza sistemi. Kişi sonunda ödül aldığı bir davranışı tekrarlama eğilimi gösterirken, ceza ile karşılaşırsa davranışı tekrarlama sıklığı azalır. Bu sebepten dolayı kilo vermeye çalışırken sık sık tartılmak ilk başta mantıklı gibi gözükebilir. Çünkü düşününce listeye uygun bir şekilde yendiği zaman ertesi sabah tartılıp vücut ağırlığının azaldığını görmek ödül yerine geçer ve diyete devam etmek için motivasyonu artırır. Eğer yenmemesi gereken birşey yendiyse de yine tartılıp kilodaki artışı görmek ceza yerine geçer ve böylece davranış –listeyi bozmak– tekrarlanmaz. Oysa insan hem fizyolojik hem de psikolojik olarak bundan daha karmaşık bir varlık.

 

İlk olarak fiziksel açıdan bakıldığında ne yazık ki kilo sadece ne yendiğine orantılı olarak inip çıkan bir şey değil. Yani uyulması gereken liste bir bir uygulanıp ona rağmen başka çeşitli etkenlerle –su toplanması gibi– ertesi gün kilo aynı veya daha fazla çıkarken liste dışında birşey yenmesine rağmen ertesi gün kilo aynı veya biraz daha düşük bile çıkabilir. Bu da tahmin edersiniz ki ödül-ceza sistemini alt üst eder. “Eğer bu kadar uğraşmama rağmen bir işe yaramayacaksa kendimi neden zorlayayım ki?” veya “Demek arada sırada biraz kaçamak yapabilirmişim, farkeden bir şey olmuyormuş.” gibi düşünceler oluşabilir kişinin kafasında. Oysa bunlar verinin yanlış değerlendirilmesinden doğan düşünceler olduğundan dolayı sonuçları da beklendiği gibi olmayacaktır. Kişi belki de boşu boşuna motivasyonunu kaybedecek veya iyi gidebilecek olan diyetini bir şey olmayacağı fikrine kapılarak bozacaktır.

 

Gelelim tartının takıntı haline gelmesine. Bazen her gün olan tartılma gittikçe günde ikiye, üçe ve daha sonra her yemek yedikten veya su içtikten sonra tartılmaya kadar çıkabilir. Bu bir bakıma yemenin verdiği suçluluk ve rahatsızlık duygusunu rahatlatmak, hissedilen kaygıyı azaltmak için yapılan bir eylemdir. Ancak elbette ki tam tersi bir etki gösterir, çünkü yemek sonrası kişi kilosunda bir artış gözlemler. Böylece olay bir kısır döngüye dönüşür. Tartı bir kaygı azaltma aracı olarak kullanılmamalıdır. Tam tersine hissedilen duygularla yüzleşmek, bu duyguları hissedip kendi doğal azalışına izin vermek gerekir.

 

Önemli olanın tartıda görülen azalma değil, kişinin kendini nasıl hissettiği olduğu unutulmamalıdır. Kilodaki azalmaya takılmak yerine sağlıklı yemenin ve egzersizin vücutta yarattığı değişikliğe ve kazandırdıklarına odaklanmak gerekir. Asıl nokta sizin aynaya baktığınızda kendinizden memnun olmanızdır. Tartıda gördüğümüz aslında sadece bizim rakamlara yüklediğimiz anlamdır. Oysa aynada gördüğümüz kendimiziz! İlk adım bir sayıdansa kendi gözlerimizin içine bakarak kendimi seviyorum ve kendimden nolursa olsun hoşnutum diyebilmektir. Diyet programlarının tek amacı kiloyu azaltmak, incelmek olduğu gibi yanlış bir inanış var. Oysa bu kişinin kendi için attığı bir adımdır, gelişmeye, kendine güvenini artırmaya, sağlıklı olmaya, kendine saygı duymaya, daha enerjik hissetmeye doğru bir adımdır. Tartıya takılıp kalmak bütün bunları göz ardı edip diyeti çok basite indirgemek olur. Sadece kilo vermeye yönelik uygulanan bir programın kişiye daha çok boyutlu yardımcı olma şansını azalttığını hatırlamak gerekir.

Stres ve Beslenme

Tuesday, April 1st, 2008

Stresin beslenme üzerinde de büyük etkisi vardır. Stresli durumlarda salgılanan hormonlardan biri kortizoldür. Stresli bir durum söz konusu olduğunda kortizol hormonu savaş ya da kaç tepkisine yardımcı olmak için yağ hücrelerinin içindeki yakıtı bırakmasına neden olur. Böylece her iki tepkinin de gösterilemediği durumlarda kişi anksiyete hissiyle oturmak zorunda kalır. Ancak yağ hücrelerinin boşalttığı yakıt nedeniyle, kazınma hissi yaşanır ve kişi şiddetle yemek yeme arzusu duyar. Sürekli stres kortizol seviyesini yükselttiği için sürekli gerekli yakıtı alma gerekliliği doğar. Bu yakıt da yağ ve karbonhidrattır. Bu nedenle arzulanan yemekler genellikle cips ya da kızartma tipi besinler olur.  Yapılan araştırmalar stres altındayken bazen şeker oranı yüksek besinlerin de tercih edildiğini gösteriyor. Ancak tercih edilen besinlerin ortak iki yönü kalorilerinin yüksek, besin değerlerininse düşük olması. Ayrıca bitkisel besinlerden alınan koruyucu (kanserle ve başka hastalıklarla savaşan) bir takım kimyasallardan da yoksunlar.

Stres sonucu yenen yemeklerin başka bir özelliği de alınan yağın vücudun herhangi bir bölgesine örneğin kalçalara ya da bacaklara değil, tamamının karın bölgesine birikmesidir.

Strese bağlı yemek yemenin zararlarıyla başa çıkmanın çeşitli yolları var. Öncelikle rahatlamayı öğrenin. Günde 5 ila 20 dakikanızı rahat bir şekilde oturup derin derin nefes alıp vermeye ve sadece nefesinize odaklanmaya ayırın. Kendinize sürekli olumlu düşünmeniz gerektiği konusunda hatırlatmada bulunun. Olumsuz düşünceleri mümkün olduğunca aklınızdan uzaklaştırın. Düzenli olarak egzersiz yapın. Egzersiz kan şekerinizin dengelenmesini sağlamakla kalmaz, stresinizi de azaltır. Egzersiz yaparken olumlu düşünceler düşünmeye çalışın. Bunu sadece spor olarak değil, kendinize ayırdığınız bir zaman olarak görün. Eğer stresliyken mutlaka yemek yemeniz gerekiyorsa en azından bunun sağlıklı besinlerden oluşmasına çalışın. Kendinize önceden atıştırılacak yiyecekler hazırlamaya çalışın çünkü stres anında düşüncesizce abur cubur yemeniz muhtemeldir.

  • Meyve,
  • yağsız yoğurt,
  • haşlanmış yumurta,

ve özellikle canınızın cips gibi sert ve gevrek birşey çektiği zamanlar için

  • havuç kesip poşetler halinde yanınıza alabilirsiniz.

Ve en önemlisi pes etmeyin! Eğer denediğiniz yöntemler işe yaramayıp kendinizi eski sağlıksız beslenme alışkanlıklarınızı devam ettirirken yakalarsanız suçlu hissedip kendinize yüklenmeyin. Farklı yöntemler deneyin veya bir beslenme uzmanına danışın. Unutmayın ki siz ve sağlığınız gereken herşeyi denemeye değersiniz!

 

Toplum Bakısı Sonucu Yapılan Sağlıksız Diyetler

Tuesday, April 1st, 2008

Fazla kilolu olmak, bu fazlalık sizi diğerlerinden biraz daha yuvarlak görünümlü hale getiren birkaç kilo ise bile sizi kilo verme endüstrisinin bir hedefi haline getirir ve birden medyadaki bütün kilo vermeye dair reklamlar size yönelikmiş gibi gelmeye başlar. Fazla kilolarınız olması veya şişman olmanız konusundaki farkındalığınız bu reklamları herşeyden fazla farketmenize neden olur. Toplum şişman olmanın normal bir durum olmadığını ve bunun hiç istenmeyen bir durum olduğunu net bir şekilde ifade etmiştir. Küçük çocuklar bile daha okul günlerinin başından itibaren arkadaşlarının alaylarına maruz kalırlar.

Zenciler, eşcinseller, farklı dinlere mensup kişiler ve başka azınlıklar zaman zaman toplumda ayırımcılıkla karşılaşırlar. Şişman insanların karşılaştığı ayırımcılık daha bile fazladır belki ama çok daha belirgin olmayan bir şekilde yapılır. Diğerlerine göre daha çekici ve zayıf olan kişilerin daha şişman olan birisi işe daha uygun olsa da işe alındıkları ispatlanmış bir gerçektir. Sosyal durumlarda insanlar kilolu kişilerden kaçınırlar.

Peki ama bu sosyal baskının sonucu ne oluyor? Böyle baskı altında olmak kilolu insanlara yardımcı mı oluyor? Elbette ki hayır. Kilo almanın özellikle obezitenin temelinde genetik kalıtımın yanı sıra duygusal yemenin olduğu düşünülürse bu baskı kilo sorunu olan kişilere iyi etki yapmıyor. Kabullenilmediklerinin farkında olarak hissettikleri olumsuz duygular onları daha çok yemeğe yönlendirebiliyor. Yedikçe daha çok kilo alıyor, suçluluk ve pişmanlık duygularına kapılıyor, toplumun baskısını daha çok hissediyorlar. Ve bu kırılması gittikçe zorlaşan bir kısır döngü halini alıyor. Başka bir seçenek ise bu baskı sonucu kilo sorunlarının sağlıksız diyetlerle giderilmeye çalışması. Bu sağlıksız diyetler “başarılı” olursa kişi sağlığını yitiriyor, kalp sorunları, böbrek sorunları, halsizlik, kan değerlerinde bozulmalar ortaya çıkıyor. Bir de bu sağlıksız diyetler sonucu hem sağlığın bozulması hem de verilen kiloların fazlasıyla geri alınması durumu var ki bu en kötüsü.

Son zamanlarda meydana gelen olaylar medyanın ve halkın ilgisini bir süre için de olsa bu konulara çekti. Peki ama bunun etkisi ne kadar sürecek? Muhtemelen uzun değil. Yeni zayıflama merkezleri açılacak, insanlar yine kilo vermek için çeşitli sağlıksız yöntemlere sarılacak ve belki yıllarca yeni medyatik ölümler olmadığı sürece bu konular konuşulmayacak. Kilo sorunu olanlar utanarak, çekinerek,dışlanarak, küçümsenerek yaşamaya devam edecekler. Bu konuda her iki tarafa da düşen şeyler var. Kilo sorunu olan kişiler kilolarından önce özgüvenleri üstüne çalışmalı, dış görünümleri yüzünden onları yargılayan kişilerin buna hakları olmadığının farkına varmalılar. Kimse kimseyi sadece bu konuda değil hiçbir konuda yargılama hakkına sahip değil. Özellikle “güzellik” öylesine göreceli ve zamana endeksli bir kavram ki! Osmanlı İmparatorluğu zamanında haremdeki kadınlara eritilmiş tereyağı içirildiğini unutmayın. Çünkü o zaman da yağlı ve kıvrımlı vücudu olan kadınlar “güzel” idi. Şimdi empoze edilen bu  yeni imaja, öğretilmiş değerlere kanmamak gerekiyor. Kilolu kişilerle karşılaştığınızdan neler düşündüğünüzü ve neler hissettiğinizi bir tartın. Ve bunu yaptığınızda en küçük bir olumsuzluk farkediyorsanız nedenini anlamaya çalışın ama en önemlisi bunların davranışınıza yansıyıp yansımadığına dikkat edin. Unutmayın ki sizin farkına bile varmadığınız bir bakışınız, surat ifadeniz, imalı bir lafınız veya “iyi niyet” ile söylenmiş bir sözünüz karşınızdaki insanda çok derin bir etki bırakıyor olabilir. Obezite gittikçe yaygınlaşmakta olan bir sağlık sorunu ve bu konuda tüm topluma görev düşüyor. Bu sağlık sorununa bir de psikolojik boyut eklenmesin.

Morbid Obezitede Kognitif –Davranışçı Yaklaşım

Tuesday, April 1st, 2008

Morbid obezlere kilo verdikten sonra ulaştıkları yeni vücut ağırlıklarını koruyabilmeleri için kilo verme süreci içerisinde kognitif(bilişsel)-davranışçı bir yaklaşımla yaklaşılması oldukça önemlidir. Amaç sadece bir listeyi uygulamak değil kökten bir davranış değişikliği, yeni bir beslenme şeklinin oturtulması olmalıdır. Davranışlar ise düşüncelerdeki değişiklikle değiştirileceğinden bilişsel çalışma elzemdir. Bilişsel değişimlerin oturtulması ve uygulanması ise davranışçı yaklaşıma da eşzamanlı yer verilmelidir.

  • Bir yemeğe günlüğü tutmak en temel adımdır. Bu günlükte yenen yiyeceklerin hangi tarih ve saatte ne kadar yendiğinin yanı sıra nasıl bir ortamda (evde tv seyrederken, restoranda, yalnızken, arkadaşlarla vs) ve hangi düşünce ve duygular eşliğinde yendiğine de yer verilmelidir. Böylece kişinin yeme kalıplarına dair bir fikir elde edilebilir. Bu günlükten yola çıkarak hangi düşünce ve duyguların kişiyi yemeğe yönlendirdiği bulunarak bunlarla sağlıklı şekilde başa çıkma yöntemleri üzerinde çalışılır.
  • Evde yüksek kalorili yiyecekler bulundurmak gibi yüksek risk taşıyan durumlar belirlenerek bunlardan bilinçli olarak kaçınmak.
  • Daha uzun süreli egzersiz yapınca veya belirli bir yiyecekten daha az yiyince kendini ödüllendirmek.
  • Kilo kaybı ile ilgili gerçekçi olmayan beklentileri ve yanlış inanışları gerçekçi ve doğru hale , kendilik imajıyla ilgili olumsuz düşünceleri olumluya değiştirmek
  • Kilo kaybını olumlu ve motive edici bir şekilde destekleyecek bir sistem oluşturmak (aile, arkadaşlar vs)
  • Hep ya da hiç şeklindeki düşünceden kurtulmak. Liste dışında birşey yiyince nasıl olsa artık diyetimi bozdum artık farketmez deyip daha fazla yemeğe yönelmemek. Veya ideal kilomda değilsem zaten şişman sayılırım kaç kilo olduğum farketmez diye düşünmek.
  • Kendine olan güvenini ve özsaygısını dış görünümünden bağımsız tutmasını sağlamak.

Kilo Alıyor Olmanızın 5 Şaşırtıcı Nedeni

Tuesday, April 1st, 2008

1) Uykusuz kaldığınız için kilo alıyor olabilirsiniz.
Vücut en iyi dinlenmiş olduğu zaman işlevini yerine getirir. Yeterince uyumadığınız zaman vücudunuz fizyolojik stres yaşar ve biyokemikal olarak daha fazla yağ depolarsınız.
Yorgun olduğunuz zaman stresle de iyi bir şekilde başa çıkamazsınız, böylece başa çıkma yolu olarak yemeğe yönelebilirsiniz. Gece geç saatte atıştırıp fazla kalori alabilirsiniz. Bazı insanlar yemenin tekrar uyumalarına yardımcı olacağını düşünürler ancak tek yaptığı şey günlük kalori alımınızı artırmaktır. Her gece en az 8 saat uyumaya çalışın.

2) Stresten dolayı kilo alıyor olabilirsiniz.
Gittikçe daha fazlasını yapmamızı, daha fazlasını olmamızı ve daha fazlasına ulaşmamızı bekleyen bir toplumda yaşıyoruz. Stres ilerlememizi ve hayatın talepleriyle başa çıkmamızı sağlıyor ancak aynı zamanda duygularımızı ve modumuzu da etkiliyor. Vücut stres altındayken yakıt depoluyor, metabolizma yavaşlıyor ve karın bölgesinde obeziteye yol açan kortizol, leptin ve diğer hormonlar gibi kimyasallar salgılanıyor.
Pek çok insan stresi hafifletmek için yemeğe yöneliyor. Ancak bu uzun vadede işe yaramıyor. Yemek geçici bir çözüm çünkü yemeyi tetikleyen asıl stresörleri halletmiyor ve sorunu çözmüyor.

3) Kullandığınız ilaçlardan dolayı kilo alıyor olabilirsiniz.
Depresyon, duygudurum bozuklukları, nöbetler, migrenler, tansiyon ve diyabet için kullanılan bazı reçeteli ilaçlar ayda az bir kilodan 5 kiloya kadar kilo alımına neden olabilir. Bazı steroitler, hormon replasman tedavileri ve doğum kontrol hapları da yavaş yavaş kilo almına neden olabilirler. Eğer yaşam tarzınızda bir değişiklik olmamasına rağmen bir ayda 2 veya daha fazla kilo aldıysanız nedeni ilaç dolabınızdaki ilaçlar olabilir.

4) Tıbbi bir sorundan dolayı kilo alıyor olabilirsiniz.
Kilo alımına yol açan en yaygın tıbbi durum hipotiroittir. Tiroit hormonunun eksikliği metabolizmayı yavaşlatarak iştah kaybına ve kilo alımına neden olabilir.
Daha az görülen bir durum olan Cushing Sendromu – kortisol hormonunun fazla olmasının yol açtığı bir hastalık – da kilo alımıyla sonuçlanabilir.

5) Menopoz yüzünden kilo alıyor olabilirsiniz.
Kadınlar menopoza değişik yaşlarda ancak genelde orta yaşlarda, genç oldukları zamandan daha az aktifken girerler. Yaşla birlikte metabolizmanın doğal olarak yavaşlaması gelir. Aynı zamanda hormonal değişiklikler iştahı, depresyonu ve uykusuzluğu tetikleyebilir. Menopoz sırasında vücutta da değişiklikler görülür; kalça ve bacaklarda kilo verilirken karın bölgesinden kilo alınır. Egzersizle sağlıklı, kalori açısından kontrol altında, kalsiyum ve D-vitamini açısından zengin bir beslenmenin kombinasyonu menopozda alınan kiloların çözümüdür.

ŞİŞMANLIK TEDAVİSİNDE PSİKOLOJİK DESTEK VE İYİ OLMA SENDROMU

Tuesday, April 1st, 2008

Kilolu bireylerin sayısındaki artış dikkat çekici ve obezitenin kronik bir hastalık . Bu kronik hastalığın tedavisinde davranış değişikliği yaratılmazsa veya yemek yemeye asıl neden olan temelde yatan psikolojik sebep bulunmaz ve tedavi edilmez ise kilo verme dönemi sonrasında tüm kilolar geri alınıyor. Tekrarlayan bu kısır döngü kişileri daha da mutsuz edebiliyor. Bu şekilde yenilgiye boyun eğip iyi insan olarak varlığını sürdürme çabası dikkat çekici. Şişmanlığı tedavi etme etme yolu olarak tek başına diyet listesi çoğu zaman tek başına yeterli sonucu sağlamıyor. Bizim önerimiz mutlaka doktor, diyetisyen, psikolog üçlüsünü bir arada çalışması ve egzersiz uzmanından destek alınması. Yeni yapılan çalışmalar ve öneriler de “tedaviden terapiye” doğru geçişi destekler yönde ve daha etkili olduğu yönünde görüş bildiriyor

Vücut ağırlığı normalden fazla olan kişilerdeki “iyi olma sendromu” aslında özgüvenlerine bağlı olarak görülebilmektedir. Vücut ağırlığı görünen sebeptir. Her kendine güveni az olan kişi gibi, dış görüntüsünden memnun olmayan kişiler de kendilerini kabul ettirmek için zaman zaman fazladan çaba gösterme ihtiyacı hissederler. Fazla kilolarını adeta özür dilenmesi gereken bir durummuş gibi görerek öyle davranma eğiliminde olurlar.
Dış görüntülerini insanların onları sevmemesi ya da kabul etmemesi için geçerli bir sebepmiş gibi düşünebiliyorlar ve ardından da , bazen normal koşullarda olacağından çok daha iyi davranabiliyorlar. Normalde verecekleri tepkileri vermeyip öfkelerini, kırgınlıklarını, kızgınlıklarını, hüsran ve hayal kırıklıklarını karşısındakini kaybetmemek uğruna dile getirmeyebilirler. Ne yazık ki bu duyguları bastırmanın onlara nasıl zarar verdiğini ve onlara daha fazla kilo olarak döndüğünü de farketmezler. İfade edilemeyen duygular herkeste olabileceği gibi onlarda da yemek yeme dürtüsüne yol açarak sağlıksız bir fazla yeme durumuna sebep olur. Rahatsız edici ortamda gülümseyerek ve alttan alarak geçiştirilen durum, yalnız kalınca yemeğe saldırma tepkisine dönüşür.

Başkalarını kırmamak, sevgilerini kaybetmemek uğruna yalnız kaldıklarında yiyerek kendilerine zarar verirler. Oysa ki gerçek arkadaşlık, gerçek sevgi ve ilişkilerin böyle olmaması gerektiğinin farkında olamıyabilirler. Yapıcı şekilde dile getirilen kırgınlığın, içinde oldukları ilişkiyi geliştireceğini farketmeyip üzüntülerini hep içlerine atmaya meyillidirler. Halbuki gerçek anlamda iletişim kurulduğu zaman onlar kendilerini rahatlamış hissedecekleri gibi karşılarındaki kişiler de kendilerinden ne beklendiğini bilirler, hata yaptıklarında fark edip davranışlarını değiştirme şansına sahip olurlar. Çünkü çoğu insan karşılarındaki kişinin tepkilerine göre kırıcı hareketlerde bulunmaya çalışmaktan kaçınırlar. Fakat olumsuz bir tepki verilmediği zaman sebep oldukları duyguları bilemez ve davranışı tekrarlayabilirler. En yaygın örnek kilolu kişilerin etraflarındaki insanların sürekli kilolarıyla ilgili yorum yapmaları veya soru sormalarından rahatsız olmalarına rağmen kibarca cevap vermeye çalışmalarıdır. Dolayısıyla insanlar rahatsızlık verdiklerini bilmeden, kendilerince iyi niyetle ısrarla soru sormaya ve yorum yapmaya devam ederler. Halbuki “zayıflamışsın”, “kilo vermiş görünüyorsun” gibi genellikle iltifat kategorisinde görülen cümleler bile çoğu zaman duymak istemedikleri cümlelerdendir. Ama bunu ifade etmedikleri sürece duymaya devam etmeleri kaçınılmazdır. Bu döngüyü bir noktada kırmaları ve kendilerine zarar vermektense karşılarındakinin ne hissettiklerini bilmelerini tercih etmeye başlamaları gereklidir.

Bir başka çok karşılaşılan durum ise sürekli hediyeler vermektir. Karşılarındaki insanı mutlu etmek uğruna bazen kendilerini yıpratabilir dış görünüşünden memnun olmayan kişiler. Bu iyi niyetleri genellikle sömürüye açıktır. Ve sonucunda hediyelere rağmen uzaklaşan kişiler geride yine kırgın, kullanılmış hisseden ama bunu dile getirememiş ve aynı döngüye giren insanlar bırakırlar.

Başkalarına gösterdiğimiz özeni öncelikle kendimize göstermeyi, başkalarina hediye aldığımız kadar kendimize hediye vermeyi öğrendiğimiz zaman daha mutlu bireyler haline gelebiliriz.

“İyi olma sendromu” ile vücut ağırlığı arasındaki bağlantı doğrudan değildir, kendine güven eksikliğinden geçer. Kendine güven eksikliği yaşayan kişilerin bir kısmında kendini kabul ettirebilmek, sevdirebilmek için insanlara iyi davranması gerektiği yanılgısı doğabilir. Ancak burdan her vücut ağırlığı fazla olan kişinin kendine güven eksikliği olduğu, ya da her kendine güven eksikliği olan kişinin bu şekilde bir inanış geliştirdiği sonucuna varılmamalıdır.
Böyle bir durum söz konusu olduğunda terapi sırasında ilk adım kişinin bu eğilimiyle ilgili farkındalık kazanmasını sağlamaktır. Bunu değiştirip değiştirmemek ise tamamen kişisel bir seçimdir. Önemli olan aynı davranış sürdürülecek ise bilinçli ve farkında olarak sürdürülmesidir. Çünkü bastırılan duygular duygusal yemek yemeye yol açarak istenmeyen sonuçlar doğurabilir. En azından farkındalıkla devam eden iyi davranma durumunda danışanın duygularını farkli yöntemlerle sisteminden çıkarması için yollar aranabilir. Davranış değişikliği istenen durumlardaysa, duyguların yapıcı şekilde dile getirilmesi egzersizlerine başvurulur. Çünkü bu danışan için olduğu kadar çevresi için de bir değişim süreci olacaktır. Her ne kadar danışan doğal bir şekilde aslında baştan yapmaya hakkı olanı, duygularını ifade etmeye başlayacaksa da, buna alışmamış olan yakın çevre için bu kabul etmesi, alışması zor bir durum olacaktır. Danışanın ilişkilerinin bozulması istenmeyen bir durum olduğundan dolayı bu da göz önüne alınmalıdır. Ancak elbette ki danışanın çevresinde sadece iyi davrandığı sürece bulunmaya meyilli kişiler var ise, o zaman danışanın bu konudaki hisleri ve nasıl davranmak istediği gündeme gelir.
Bu kolay bir süreç değildir elbette. Çünkü bütün bu davranış şekli, küçüklükten yerleşen, “İnsanların beni sevmesi kabullenmesi için hep iyi davranmalıyım” ya da “Herkes beni sevmeli” gibi bir takım temel inanışlara dayanır. “İyi olma sendromu”ndaki davranış şekli ise kendi kendini sürekli doğru çıkarmaya yöneliktir. Çünkü kişi herkese hep fazlaca iyi davrandığından dolayı, etrafında onu seven kişiler olduğunda temel inancının doğru olduğu, yani iyi davrandığı için sevildiği kanısına kapılır. Reddedildiğini düşündüğü durumlarla karşılaştığında ise, “O kadar sevilmeyecek bir insanim ki, bu kadar iyi davranmama rağmen yine de kabul edilmedim” düşüncesi doğar. Dolayısıyla risk alınmadıkça; bu durumda risk, gereken yerde hakkını aramak, kırgınlığını, kızgınlığını, hayalkırıklığını kısaca olumsuz duygularını dile getirmek gibi davranışlardır; temel inanışın yanlış çıkması da mümkün değildir. Dolayısıyla verilen egzersizler yoluyla, duyguların yapıcı şekilde ifadesi sonucunda da insanlar tarafından kabul edilebileceğini görmesi sağlanır. Ayrıca herkes tarafından kabul edilme isteği üzerine de eğilinir. Biri tarafından sevilmediği, ya da reddedildiği zaman bunun uyandırdığı duygular, bu duygularla başa çıkma üstünde durulur. Eşzamanlı olarak terapi sırasında danışanın kendine güvenini arttırıcı, daha doğrusu kendini kabullenmesine yönelik de çalışılır. Önemli olan danışanın istediği kiloya ulaştığında ya da ulaşırsa kendini kabul etme ve sevme şartı koyması değil, olduğu şekilde de kendine saygı duyması ve kendini koşulsuz sevmesidir.

Diyet ve Terapi

Tuesday, April 1st, 2008

Çoğu popüler diyet ve diyetisyenlerin önerdiği beslenme planları uygulandıkları zaman kilo kaybıyla sonuçlanırlar. Ancak önemli olan şunu hatırlamaktır ki, kilo vermek kilonun korunmasıyla aynı şey değildir. Belki daha da zorlu olan süreç, diyet sonrası kilonun korunma sürecidir.
Kilonun korunması başlı başına bir davranış biçimi olan beslenmenin köklü değişimine bağlıdır. İşte psikoloğun devreye girdiği yer burasıdır. Beslenmenin değişmesi ancak hatalı beslenme şekline yol açan düşünceleri bir terapist yardımıyla ortaya çıkarıp değiştirerek mümkün olabilir. Birçok durumda fazla kilolar sorunun kendisi değil, başka bir sorunun dışa yansımasının sonucu olabilir. Bu durumda altta yatan sorunu çözmeye çalışmak gerekir.
Mesela geceleri tatlı krizine girip çikolata yiyen kişi bunu “yapmaması gerektiği”nin farkındadır ancak kendisini nasıl durduracağını bilemez. Burda önemli olan çikolata yemeye sorun gözüyle yaklaşmadan, neyin ve hangi düşüncelerin bu davranışa yol açtığını bulmaktır. Bazen büyük bir irade ve çabayla beslenme uzmanına gidildiği süre içerisinde bu tatlı krizlerine karşı konabilir. Ancak bu sorunla gerçekten başa cıkmayı öğrenmediği takdirde, beslenme uzmanıyla geçirilen süreç sona erir ermez, “dayanamama” duygusu, “birazcık yesem ne olur” düşüncesi, suçluluk hissi ve ardından “nasıl olsa yedim artık battı balık yan gider” fikri hücum etmeye başlar insanın kafasına. Bu da verilmiş olan kilonun bir kısmının veya tamamının, hatta bazen daha fazlasının geri alınmasıyla sonuçlanır. Beslenme uzmanıyla beraber uzman bir psikologdan da yardım almanın en büyük faydalarından biri beslenme konusunda kökten değişiklikler yapmak, bu düşüncelerin farkına varıp değiştirmek veya onlarla sağlıklı bir şekilde başa çıkmayı öğrenmektir.
Aynı şekilde stresli, mutsuz, üzüntülü zamanlarda yemek yiyen kişiler de bu durumlarla yemek yemeden başa çıkmayı öğrenebilirler.
Duyguya bağlı yemek yeme cok yaygın bir problemdir. Çözümü ise o duyguyu yemek yeme davranışına bağlayan bağlantıyı bulup bunun üstünde çalışmak ve değiştirmektir.
Terapistle yapılan seanslar aynı zamanda kişisel sorunlar ve endişeler üzerine odaklanma olanağı verir. Diyet yapmış olan kişilerin bileceği gibi bu stresli ve bazen sinirlerin bozulduğu bir süreçtir. Stresin insanı rahatlatıcı yemekler (makarna, tatlı) yemeye ittiği ve bu isteğe boyun eğilmesi durumunda daha çok stres, moral bozukluğu, suçluluk gibi hislerin ortaya çıktığı durumlara küçümsenmeyecek kadar sık rastlanır.
Yine sık rastlanan bir başka durum haftalar geçtikçe motivasyonun düşmeye başlamasıdır. Bu durumda da kişiyi başından beri takip eden psikolog yardımcı olarak motivasyonun geri kazanılmasını sağlayabilir.

İşte bütün bu sebeplerden dolayı terapiyle paralel uygulanan bir beslenme planının daha kalıcı sonuçlar vermesi muhtemeldir.

Eyvah Çocuğum Fazla Kilolu!

Tuesday, April 1st, 2008

Genellikle çocuğunda kilo sorunu olan aileler tamamen iyi niyetlerle bu duruma el koymaya çalışırlar. Elbette ki tüm ebeveynler çocuklarının iyiliğini isterler ve bunun için ellerinden geleni yaparlar. Çocuğun kilo vermesi için her türlü müdahale de buna dahildir. “Senin iyiliğin icin çocuğum” diyerek sürekli yemeğiyle ilgili yorum yapan, “bak kilo versen ne güzel olursun halbuki” diyen anne babaların sayısı pek de az değildir.

Ancak bu iyi niyetli müdahalelerin çocuğa ne hissettirebileceğini de unutmamak gerekir. Aileler çocuklarının onların iyiliğini düşündüklerini bildiklerini varsayarlar. Ama onların “Şunu yemesen olmaz mı?” gibi ‘zararsız’ yorumlarının çocuk tarafından “kilo versen daha sevilebilir bir insan olursun” veya “zayıf insanlar daha güzeldir ve sen bu halinle güzel değilsin” gibi duyulabileceğini göz önünde bulundurmak gerekir. Hele ergenlerde zaten hassasiyetin arttığı, kimliğin oluştuğu dönemlerde ailenin sözleri daha da yanlış algılanabilir. Ailenin çocuğuna vermesi gereken en temel şeylerden biri koşulsuz sevgi iken çocuğun sevilmeyi kilo verme koşuluna bağlaması ilerde pek çok sorun yaşamasına yol açabilir. Çocuğun kendine güvenebilmesi için fiziksel görüntüsünden bağımsız olarak değerli bir birey olduğunu bilmeye ihtiyacı vardır. Bunu da ona gösterebilecek kişiler ilk olarak ailesidir. Çocuğu kilolu olan ebeveynlerin çocuklarının olumlu yönlerini, başarılarını özellikle vurgulamaları gerekir. Çocuğun kilosu üzerine odaklanmadan, sağlıklı beslenmeye yönlendirilmelidir. Çocuğun kilosu sağlığını tehdit edecek kadar çoksa o zaman aile onunla konuşurken bu sağlık koşullarını vurgulaması, estetik kaygılardan uzak kalması daha olumlu sonuç verebilir. Kilo vermedeki hedef “daha ince ve daha güzel olmak” olmamalıdır. Elbette en ideali çocuğun kilosu obezite sınırına varmadan beslenme alışkanlıkları düzeltilerek duruma müdahale edilmesidir. Küçüklükten itibaren fiziksel aktivite teşvik edilmeli, ebeveynler kendi beslenmeleriyle çocuklarına örnek olmalıdır. Örneğin market alışverişine beraber gidebilir, yemek pişirirken size yardımcı olmasını isteyebilirsiniz. Ona sağlıklı atıştırmalık yiyecek seçenekleri sunabilirsiniz. Ancak unutmayın ki zararlı yiyecekleri yasaklamak bir çözüm değildir. Hedef ölçülü olmak. Çocuğunuzun fast-food tüketimini en azda tutmaya çalışın, tamamen kaldırmaya değil. Çocuğunuz sağlıklı bir yiyecek yemeyi seçtiği zaman onu sözlerinizle ödüllendirin, örneğin tabağındaki bütün sebzeyi bitirdiği zaman buna ne kadar sevindiğinizi, sebzenin ona ne kadar yararlı olacağını söyleyin. Ancak bunun tersini zararlı yiyecekler icin yapmayın; “Ne gerek vardı şimdi o cipsi yemeye” demeyin.

Eğer kendiniz de nasıl beslenmeniz gerektiği konusunda veya çocuğunuz yaşında bir çocuğun nasıl beslenmesi gerektiği konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığınızı düşünüyorsanız, diyet amaçlı değil, sağlıklı beslenme konusunda bilgi almak için, hatta eğer çocuğunuz da bu konuda açıksa beraber bir beslenme uzmanına danışabilirsiniz. Ancak o isteksiz gözüküyorsa kendiniz giderek ona buna çekinilecek birşey olmadığını gösterebilirsiniz. Aldığınız bilgileri yavaş yavaş onla paylaşabilirsiniz.

Ne yaparsanız yapın ama en önemli noktayı unutmayın: Estetikten önce sağlık!