Bir Bağımlılık Olarak Obezite
Hem yiyeceklerin hem de madde kullanımının beyinde aktive ettiği sistem, yaşamımızı sürdürmemiz açısından çok önemli olan davranışın ödüllendirilmesi için gelişen sistemdir. İnsanların yemeğe böylesine çekilmelerinin nedenlerinden biri ödüllendirici olması ve zevk vermesidir. Zevk aldığımız zaman beynimiz aldığı duyumu onu belirleyen şartlarla ilişkilendirmeyi öğrenir. Bu belirleyicileri öngörme, arayışa çıkma ve ele geçirme döngüsü daha güvenilir hale geldikçe buna yönelik hafıza da güçlenir. Yani basit bir şekilde söylersek çikolata yediğimiz zaman aldığımız keyif sayesinde o anki ortam ve şartlar beynimize kaydolur ve daha sonra ortamda çikolata olmasa da aynı şartlar altında canımız çikolata çeker hale gelir. Ve bu aynı şartlar altında her istediğimizde çikolata bulur, yer ve aynı keyfi alırsak bu bağlantı daha da güçlenir. Bu sürece şartlanma denir.
Madde kullanımı şartlanmayı uyarma açısından oldukça güçlüdür. Yemek ve seks gibi doğal pekiştiricilerin bu bağlantıyı aktive etmeleri daha uzun zaman gerektirir. Ancak her ikisinde de önemli olan nokta şartlanmanın hafızayı sadece uyarana değil içinde bulunduğu ortam ve diğer alakalı ipuçlarına koşullamasıdır.
Yüksek kalorili yiyeceklerin, özellikle yağ ve şeker açısından zengin olanların dürtüsel yemeye neden olmaları da tamamen evrimseldir. İnsanların avlandıkları zamanlarda her zaman yiyecek bulmak kolay olmuyordu, bu nedenle çok enerji içeren yüksek kalorili yiyecekler yaşamsal açıdan avantajdı. O zamanlarda ve ortamda bu tip yiyecekten mümkün olduğunca çok tüketmek insanların menfaatineydi. Bu sebeple yüksek kalorili yiyecekler oldukça ödüllendiricilerdi. Ne yazık ki insanlarda binlerce yıl içinde oluşan bu şartlanma henüz günümüz şartlarına uyum sağlayamadı. Artık buzdolabını her açtığınızda yemek bulacağınız neredeyse garanti. Yağ ve şeker açısından zengin yiyeceklere ulaşmak kolay. Durum böyle olunca da obezite gittikçe artıyor.
Peki birşey için şiddetli şekilde arzu duyduğumuz, iştahlandığımız zaman beynimizde neler oluyor?
Araştırmalara göre insanlara koşullandıkları yiyecekler gösterildiği zaman beynin ödül ve davranışsal motivasyonla ilgili kısmında dopamin (kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan, aktivitelerde bulunmamız için bizi motive eden bir hormon) artışı görülüyor. Ve dikkatinizi çekerim ki bu artış sadece yiyeceğin görüntüsü ve kokusuyla oluşuyor çünkü araştırmaya katılanlara bu yiyecekleri yiyemeyecekleri söyleniyor. Bu nörokimyasal yanıt bağımlılara madde kullanan başka insanların video kayıtları gösterildiği zaman görülen ile aynı. Beyinde dopamin saldılandığı zaman aldığınız mesaj belirli bir hedefe ulaşmak için harekete geçmeniz gerektiği. Bu dürtülerin üstesinden irade ile gelmek oldukça zor.
Bir başka bulgu ise hem madde bağımlılarının hem de obezlerin beyninde dopamin reseptör sayısı bağımlı olmayan ve obez olmayan kişilere göre daha az olduğu. Dopamin reseptörlerinin az olması, bu kişilerin aynı etkiyi elde etmek için diğerlerinden daha fazla dopamin üretimine ihtiyaç duydukları anlamına geliyor. Bu durumda da akla iki ihtimal geliyor: birinci ihtimal sürekli madde veya yiyecek uyarımı olduğu için beynin bir şekilde bu durumu dengelemeye çalıştığı; ikinci ihtimal ise bu bireylerin zaten en başından beri az dopamin reseptörü olduğundan dolayı daha fazla uyaran arayışı içinde olmaları. Bu da onların bağımlılık için daha fazla risk altında oldukları anlamına geliyor. Araştırmaların ilginç bir diğer sonucu ise insanların vücut kitle indeksleri (BMI) ne kadar fazlaysa dopamin reseptörlerinin o kadar az olması, yani bir kişi ne kadar obezse, reseptör sayıları o kadar az.
Tüm bu çalışmaların sonucu gösteriyor ki beyindeki dopamin tepkisini artıracak (daha az uyaranla daha çok dopamin üretilmesini sağlayacak) farmakolojik müdahaleler için araştırma yapmak gerekiyor. Ancak her ne kadar fiziksel kökenli de olsa bağımlılık sürecinin yarattığı psikolojik etkiler de unutulmamalı ve psikolojik destek ihmal edilmemeli.